Forbrydelsen (The Killing) – Cinayet

2007-2012/ Suç, Gizem, Gerilim / 57 min
Yapım: İsviçre/Danimarka
Dil: Danca, İsveççe, Norveççe                                                                                                     Yazan: Søren Sveistrup                                                                                                             Oyuncular:
Sofie Gråbøl (Sarah Lund, 40 bölüm, 2007–2012)
Søren Malling (Jan Meyer 19 bölüm, 2007)
Mikael Birkkjær (Ulrik Strange 10 bölüm, 2009)
Nikolaj Lie Kaas (Mathias Borch, 10 bölüm, 2012)
Sigurd Holmen le Dous (Asbjørn Juncker, 10 bölüm 2012)
Morten Suurballe (Lennart Brix, 30 bölüm, 2007–2012)

IMDB ve Rotten Tomatoes Puanı: 8,4/10 Benim notum: 10/10  🙂

2011 Bafta Ödülleri’nde En İyi Uluslararası Yapım ödülü, 2011 ve 2013 Birleşik Krallık En İyi Suç ve Gerilim Ödülleri’nde En İyi Uluslararası TV dizisi ödülü, 2007’de En İyi Drama dizisi ve 2008’de Sofie Gråbøl için En İyi Kadın Oyuncu dallarında Emmy Ödülleri’ne adaylık, 2010’da Monte Carlo TV Festivali’nde En İyi Avrupa dizisi ödülü, 2013’te aynı festivalde Sofie Gråbøl için En İyi Kadın Oyuncu ödülü vs vs..

Danca cinayet anlamına gelen Forbrydelsen, 3 sezonluk Danimarka yapımı bir polisiye. Yukarıda sıraladığım gibi Bafta’dan Emmy’ye çok sayıda adaylığı ve ödülü var. İnanılmaz iyi bir hikayeye, çok farklı bir tarza ve soluk kesici bir kurguya sahip. Yanı sıra dizinin -özellik le ilk sezonundaki- öyküsü oldukça dokunaklı ve çok iyi işlenmiş. Bu açıdan drama alanında da başarılı bir yapım.

Forbrydelsen, Broen’i anlattığım yazıda bahsettiğim bir çok özelliği taşıyor. Broen’den sonra izlemiş olsam da o daha eski, 2007 yapımı. Aslında Broen de ondan açıkça esinlenmiş. Mesela yine başrolde bir kadın dedektif var. Burada da başrol oyuncularını makyajsız, dağınık saçlı ve çoğunlukla aynı kıyafetlerle görüyoruz. Saga’nın kendisiyle özdeşleşen yeşil paltosu ve yeşil spor arabası gibi, Sarah Lund’un da tarzını çok iyi yansıtan İskandinav tarzı, desenli yün kazakları var. Her sezon bir iki farklı kazak ve altına kot pantolon giyiyor. Düşünün 13 bölüm aynı kıyafet! Biz Türkiye’de çoğu diziyi ‘giysilere bakmak’ için takip ederken Sarah tek kazakla efsane olmuş. İnternette Sarah Lund kazakları diye arattığınızda modellerini veren siteleri bile bulabilirsiniz 🙂

Forbrydelsen’de de karakterler derinlikli ve çok iyi işlenmiş. Onları zamanla tanıyorsunuz, asla tek boyutlu değiller. Gerçek hayatta olduğu gibi. Yine aile yapısı, politika gibi bir çok farklı konuya değiniyor ve etik değerleri sorguluyor. Her bölümü 1 saat süren dizi, bu sürede bir suç soruşturmasının 24 saatini ele alıyor. Her sezon ayrı bir soruşturmanın izinde devam ediyor. Hikaye ilerledikçe herkes birer şüpheliye dönüşüyor ve dava hiç tahmin etmeyeceğiniz bir şekilde çözülüyor.

Dizi karanlık bir ormanda korku içinde kaçmakta olan genç bir kızın görüntüsü ile açılır. Sonra 1. gün yazısını görürüz. Tarih 3 Kasım Pazartesi, saat 06:30’dur. Dedektifimiz Kopenhag polis merkezi komiser yardımcısı Sarah Lund uykusundan korkuyla sıçrayarak uyanır. Açık TV’nin karşısında uyuyakalmış oğluna, kolilere toplanmış eşyalarına bakar. Yanına gelen sevgilisi ona endişelenmemesini ve her şeyin çok iyi olacağını söyler. Sonra merkezden genç bir kadın cesedi bulunduğu söylenerek boş bir binaya çağrılır. Sarah boş ve karanlık binayı gezerken geriliriz ama en sonunda onu çalışma arkadaşlarının bir sürprizinin beklediğini görürüz. Ona bir veda şakası hazırlamışlardır. Bizimle geçirdiğin ‘7 yıl için teşekkürler’ der ekip. Sarah’ın İsveçli bir sevgilisi vardır ve Stockholm’e onun yanına taşınmak üzeredir. Mesleğine burada devam edecektir. Eşyalarını toplarken yerine atanan sinir bozucu dedektif (Jan Meyer) ile tanışır. Aynı gün 19 yaşındaki Nanna Birk Larsen’in ormanda bulunan kanlı eşyaları, önce taşınmayı ertelemesine, ardından da tüm planlarının ve hayatının değişmesine sebep olacaktır.

Broen bu diziden etkilenmiş desem de, Sarah Lund Saga’ya çok fazla benzemiyor. Saga yalnızlığı seven ve sosyal bağlar kuramayan biri iken, Sarah ise evlenip boşanmış, buluğ çağında oğlu olan başarısız bir annedir ve yeniden aşık olmuş, mutluluğa ikinci bir şans vermiştir. Oğlu onunla İsveç’e taşınmak istemez. Ona vakit ayıramamasından da çok şikayetçidir. İsveç’e bir türlü taşınamaması yüzünde bir süre sonra sevgilisi ile de arası açılacaktır. Öte yandan Sarah da Saga gibi işine aşık, güçlü bir karakterdir. Kendi deyimiyle ‘yapmayı en iyi bildiği şey bu’dur. Sert görünüşünün altında duygusal bir yapısı vardır.

15781278_1817193205225300_7284730467001194150_n.png

Dizi uluslararası boyutta o kadar çok beğenilmiş ki, Broen gibi Amerikan versiyonu da çekilmiş: The Killing. İlk bölümü izledim. Danimarka yapımının tadını vermiyor açıkçası. Orjinaline oldukça sadık kalınmış -Kazaklar bile oldukça benzer :)- ama Amerikan kültürü diyaloglarda hemen kendisini hissettiriyor.

15747875_1817193268558627_676632950258506859_n

Hatta bir de Türk versiyon yapılmış. Sarah Lund (Türkiye versiyonundaki karakterin adı Zehra Kaya) rolünde Nurgül Yeşilçay var. Kazaklar yine Sarah Lund’unkilere benzetilmiş 🙂 Oyuncu kadrosu oldukça zengin: Engin Altan Düzyatan, Uğur Polat, Ahmet Mümtaz Taylan vs. Ancak bu iyi oyuncu kadrosuna rağmen dizi 5. bölümden sonra yayından kaldırılmış. -Mış’lı geçmiş zaman kullanıyorum çünkü bu dizinin yayına girdiği zamanı hayal meyal hatırlıyorum, zaten girmesiyle çıkması bir olmuş. O zaman Forbrydelsen’den de haberim yoktu maalesef. İnternetten Cinayet’in bölümlerini açıp izledim (youtube’da var), birebir, sahne sahne uyarlamışlar. Kurgu, hikaye tamamen aynı. Tabii karakterler, isimler ve diyaloglar tabiri caizse biraz ‘yerelleştirilmiş’. Ama örneğin ilk sezonun davası olan kaybolan kızın babasının mesleği bile yine nakliyatçılık (Ahmet Mümtaz Taylan her zaman olduğu gibi yine çok iyi canlandırıyor). Yönetmen koltuğunda ise elbette Serdar Akar var. Bence genel olarak iyi uyarlanmış, çekimler de çok iyi.

Peki, bu kadar iyi ve popüler oyunculardan oluşan bir kadro da varken neden tutmamış bu dizi ve apar topar yayından kaldırılmış diye düşündüm. Bence bunun birinci sebebi hikaye çok çok iyi olsa da elbette hiç ‘buralı’ değil, dolayısı ile birebir kopyalamaktansa sadece ‘esinlenen’ bir uyarlama yapmak çok daha şans verirdi bu yapıma. Hatta uyarlamak yerine, bu diziden esinlenen, yine bir kadın dedektifi olan ama farklı bir hikaye de olabilirdi. Bunu yapmak bu kadar zor olmamalı.. Neden yeni yazarlara fırsat vermiyorlar da sürekli uyarlama yapmaya veya aynı 3-4 senaristten farklı bir şeyler almaya uğraşıyorlar anlam veremiyorum. Yanı sıra, İsveç polisiyelerine özgü karakterleri yavaş yavaş tanıtan, şüpheyi el feneri misali tüm karakterlerin üzerinde sırayla gezdiren kurgu Türkiye televizyonlarında görmeye alıştığımız tarzda değil pek. Türkiye’de dizi tüm dikkatimizi vermeden, sohbet ederek ya da mesela çamaşırları asarak falan izlediğimiz, dikkatimizi her ekrana verişimizde de yeniden hikayenin içine girebildiğimiz birşey. Yine aynı şekilde, önemli ve kilit noktalar bir kaç kez tekrar ediliyor, üzerine basa basa söyleniyor ki kimse kaçırmasın. Forbrydelsen’in yapısı çok farklı ve elbette süresi de buna göre çok daha kısa. 1 saatle sınırlı. Bu kurguyu 1,5-2 saate yayınca haliyle sıkıcı oluyor, takibi zorlaşıyor. Zaten karakterler ve hikaye 5 bölümde oturuyor ki maalesef burada daha uzun süre şans tanımamışlar. Yazık olmuş. Polisiye ne yazık ki Türkiye’de örneğini çok görebildiğimiz bir tür değil. Çoğunlukla babaların izlediği ve bu sayede 11 sezondur -dile kolay!- devam eden Arka Sokaklar’ı ben başarılı bir polisiye olarak görmüyorum. Herhalde şimdiye dek yapılanlar arasında en başarılı olanı ve sevileni Emrah Serbes’in kitabından uyarlanan Behzat Ç.
2011 yapımı Karanlıkta Koşanlar’ı da unutmamalı elbette. Düşük reyting yüzünden 9 bölümde yayından kaldırılmıştı o da. Uğur Yücel de malumunuz sıkı bir polisiye sever. Ama polisiyeyi hep batılı örneklerden izlemiş olmaktan mıdır nedir, Amerikalılar Türkiye’de yaşıyormuş gibi yazıyor sanki öykülerini, diyaloglarını. Bir de karakterler çok eski İstanbul beyefendileri, hanımefendileri ve onların çocukları olunca, bir eski İstanbul masalı tadında ilerleyince dizi, seyirciye ulaşması zor oldu sanıyorum. Behzat Ç.’nin karakterleri ise çok halktan. ‘Aga cinayet var’ diyor mesela Akbaba, sonra gırla küfür… Ancak Behzat Ç.’yi bize çok sevdiren, polisiye gerilimden ziyade bu karakterlerin bizden ve eğlenceli oluşu, sonra güncel meselelere değinmesiydi kuşkusuz. ‘Bu bölümde falanca meseleyi işliyormuş’ diye birbirimize haber verip ekranın karşısına geçiyorduk. Kitaptan alınan, ilk sezondaki olaylar ve Behzat amirin kızıyla ilgili gizem çok başarılıydı ancak sonraki sezonlarda yazılan olaylar, figüran oyunculuğu ve yapım bir hayli başarısızdı. Bir çok bölümde çözümlenen cinayet vakaları sıkıcı denecek derecede başarısız kurgulanmıştı. Hikayenin, karakterlerin, dilin inanılmaz cinsiyetçi olmasından, arabeskin dibine vurulmasından bahsetmiyorum bile.. Yine de Behzat Ç. buralı bir polisiye dizinin de olabileceğine dair bir umuttur, kalbimizdeki yeri ayrıdır. Yazın çekileceği söylenen 13 bölümü de merakla bekliyoruz.
Türk polisiyeleri ile ilgili güzellemelerimi bir başka yazıya bırakarak konumuza geri dönüyorum.

15698215_1817193305225290_7761138768299266726_n

Broen’le Forbrydelsen arasında son bir karşılaştırma daha yapacak olursam sanırım dizilerin açılışları olurdu. Broen’de dizinin açılışı çok daha hızlı, özgün ve etkileyici. Sizi bir anda sarıyor ve kendine bağlıyor. Forbrydelsen’de ise durum farklı, açılış çok daha yavaş ama kendinden emin. İlk bir kaç bölüm sabretmelisiniz. Sonra zaten ard arda izlettiriyor kendini, başından kalkamıyorsunuz.

İlk sezondaki konu bir haftasonu ortadan kaybolan bir kızın izinin sürülmesi ile ilgili. Olay Danimarka seçimlerine 10 gün varken gerçekleşir ve tüm şehir seçim telaşı içindedir. Soruşturma sürdükçe olayın içine politikacılar da dahil olmaya başlar. Hikaye çok dokunaklı gelmişti bana, kızın ailesinin acısı vs, o yüzden de diziye bağlanmakta -Broen’e kıyasla- zorlandım ilk bir kaç bölüm.

Dizinin ilerki sezonlarında, Sarah Lund’un kontrolünü kaybettiği anlara ve mesleki güvenirliliğinin giderek sorgulandığına tanık oluruz. Hatta aktif görevden uzaklaştığı bir dönem de olur. Onu 20 yaşına gelmiş oğlu ile tekrar ilişki kurmaya çalışırken görürüz. Spoiler vermemek adına, dizide olacaklardan daha fazla bahsetmeyeceğim.

Dizinin yaratıcısı Søren Sveistrup’un -bu kadar güçlü bir kadın karaktere sahip öykünün bir erkeğin elinden çıkması da ayrıca mutluluk verici. Biz buna İskandinav etkisi diyoruz:)- bir röportajını okumuştum. TV dizilerinin altın çağını yaşaması hakkındaki fikirleri sorulduğunda: ‘Bir yazar her zaman fikirleri için mücadele etmeli ve özgün hikayeler üretmelidir. Tembellik ettiğiniz an, kalite düşer’ diyor, ‘Bugünkü dizilere baktığımda prodüktörlerin aldıkları riskleri görmek beni şaşırtıyor. Öyle geniş bir konu yelpazesi var ki, hemen herşey hakkında dizi yapılabilir gibi. Bunun nereye ve nasıl varacağını merakla takip ediyorum.’
‘Keşke Türkiyeli prodüktörler de biraz risk alsa da daha farklı konuda ve kaliteli yapımlar izleyebilsek’ diyerek derin bir iç geçiriyoruz bu noktada..

The Guardian Forbrydelsen için, ’10 yıllardır ekranlarda gördüğümüz en iyi yapım’ demiş. Ben de, ‘kaçırmayın, daha fazla gecikmeden bu 3 sezonluk diziyi izleyin’ diyorum Harcadığınız vakte fazlasıyla değecek. Frans Bak’ın elinden çıkan tema müziği de pek güzel onun da youtube linki altta. İngilizce altyazı ile takip edebilecekler için tüm bölümler youtube’da var. Türkçe altyazılı seçenekleri de internette farklı sitelerde rahatlıkla bulabilirsiniz.

İyi seyirler!

 

Beni bloglovin’de Takip Et

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s