The Bridge – Bron/Broen – Köprü

ekran-resmi-2014-03-15-21-31-18

2011/ SuçGizemGerilim / 1h 
Yapım: İsviçre/Danimarka
Dil: İsveççe, Danca
Yazan/Yöneten: Hans Rosenfeldt
  
IMDB Puanı: 8,6/10   Benim notum: 10/10 🙂

Dizi 2014’te, Monte -Carlo Televizyon Festivalinde 2 Altın Peri Ödülü aldı: En iyi Avrupa dizisi ve Martin rolündeki Kim Bodnia en iyi aktör ödülü

Broen bir İsveç/Danimarka ortak yapımı. Danca başlığı Broen, İsveçce başlığı Bron. Köprü anlamına geliyor. Dizi çok başarılı olunca, bir de “The Bridge” adıyla ABD versiyonu yapılmış  ama orjinalinin yanına bile yaklaşamayacak kalitede. İskandinavya’da çekilmeyince de aynı hissi vermiyor sanki. Sadece tek bölüm izleyip bıraktım 🙂

Broen’in ilk bölümü, İsveç’in Malmö ve Danimarka’nın Kopenhag şehirlerini birbirine bağlayan Øresund Köprüsü’nün tam ortasında bulunan bir cesete, İsveç ve Danimarka polisinin aynı anda müdahale etmesi ile açılır. Malmö polisi cinayet masası dedektiflerinden Saga Norén ve Kopenhag polis merkezinden dedektif Martin Rohde olay yerine gelmiştir. Saga işine büyük bir titizlikle düşkün, asosyal, zeki ve başarılı bir polistir. Kurallara sonuna kadar bağlıdır. Bunu ilk sahnede köprüden ambulansın geçmesine izin vermediğinde anlarız. Martin ise, ambulansta kalp nakli için gitmekte olan adamın karısı ile görüştükten -bu kısa görüşmeden kadını hoş bulduğunu da sezeriz- sonra geçmelerine izin verecektir. Saga kuralları çiğnediği için onu rapor etmek zorunda olduğunu söyler. Martin ise bunun hayati bir mesele olduğunu, geçmesine izin vermek zorunda olduğunu söyleyerek kendini savunur. Saga da biraz beklemenin hayati bir sorun yaratmayacağını, organ nakli için gittiklerini söyler. “Peki ambulansın geçmesi herhangi bir kanıtı yok etti mi sence?” diye sorar Martin. Saga: “Hayır” diye yanıtlar, “Muhtemelen etmedi, ama kural kuraldır.”
Bu kısa sekansta, bundan sonraki 2 sezonda izleyeceğimiz ikilinin kişilikleri konusunda iyi fikir sahibi olmamız sağlanır. Saga sert ve duygusuz görünümlü, hayatta en çok işine önem veren çok da yetenekli bir dedektiftir. Otistik düzeyde sosyal anormallikler gösteren, çok zeki bir kadındır. İnsanlara hitap şekli kaba, bazen de tuhaf denilecek şekilde direktir. Bir çocuk kadar da dürüst ve güvenilirdir. Martin ise ton ton görünümlü, herkesle çok rahat muhabbet kurabilen sosyal bir adamdır. İlişkilerinde çok da dürüst olmadığını ise zamanla öğreniriz.
Köprüde yaşanan diyalog sonrası Saga, olayın İsveç polisinin, dolayısı ile kendi yetki alanına girdiğini söyler ve Martin de kabul eder. Ancak köprü üzerindeki cesedin ortadan bölündüğünün, alt ve üst kısmının farklı cesetlere ait olduğunun anlaşılması ile olayın ele alınışı  değişir. Alt kısım Danimarkalı bir hayat kadınına, üst kısım ise İsveçli bir politikacıya aittir. Martin soruşturmaya yeniden dahil olur ve Saga ile birlikte çalışmaya başlar.
Uzun süreli ilişkiler kurmakta başarısız olan ve buna da ihtiyacı varmış gibi görünmeyen Saga, genellikle barda tanıştığı adamlarla tek gecelik ilişkiler yaşar. Martin’in ise 3 farklı evlilikten 5 çocuğu vardır ve bu yüzden kısırlaştırma ameliyatı olmuştur.
İlerlerleyen bölümlerde bu zıt karakterli ikili çok sıkı birer dost olacaktır. Martin belki de Saga’nın tek dostudur. Saga için çok değerli olan bir diğer isim ise amiri Hans’tır. Hans, Saga için bir baba gibidir ve herkesin hor gördüğü davranış bozukluklarını hoş görüp onu destekleyen yegane kişidir.
Saga üzerinden çıkarmadığı kahverengi/yeşil paltosu ve fıstık yeşili 1970 model Porsche’u, dağınık İsveç sarısı saçlarıyla oldukça karizmatik. Saga karakteriyle olduğu kadar görünüşü ile de Amerikan dizilerinde görmeye alışkın olmadığımız türden biri. Bu İskandinavian noir’ın bir özelliği belki de. Saga’yı hemen hemen hep aynı kıyafetle görüyoruz. Bazen ofiste tişörtünü değiştiriyor. Saçları hep dağınık ve makyajsız. Martin’in de çok bakımlı bir görünümü yok ama Saga’dan daha iyi durumda ve harika bir evi var 🙂

Bknz:

thebridgebronbroentableroom-500x287
Martin, evinde oğlu August ile.

Hikaye tamamen tahmin edilemez şekilde ilerliyor ve bir çok farklı sosyal ve ahlaki konuyla temas ediyor.
Oyunculuklar çok iyi, çok inandırıcı. Aşırıya kaçan bir oyunculuk, abartılı drama yok.

Dizinin açılış jeneriği ve şarkısı Hollow Talk da çok güzel, dizinin ruhunu çok iyi yansıtıyor. Yazan Jannis Noya Makrigiannis, Anders Rhedin ve Fridolin T.S. Nordsø. ‘Choir of Young Believers’ yorumu ile. Buradan buyrun:

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s