Deux Jours, Une Nuit – İki Gün, Bir Gece

marion-cotillard-in-two-d-012

Deux Jours, Une Nuit / İki Gün, Bir Gece / 95 dk/ Dram/ Fransa, Belçika, İtalya/ 2014

Yazan ve Yöneten: Jean-Pierre ve Luc Dardenne                                                          Oyuncular: Marion Cotillard (Sandra), Fabrizio Rongione (Manu), Catherine Salée (Juliette), Baptiste Sornin (Mr. Dumont)

Bu yazı filmin sürprizlerini ele vermektedir.

Dardenne kardeşler, 2014 yapımı filmleri İki Gün, Bir Gece’de, günümüzde çok aşina olduğumuz, hatta kanıksadığımız bir soruna incelikle değiniyor.
Belçika’da güneş panelleri üreten bir fabrikada işçi olan iki çocuk annesi Sandra, yaşadığı depresyon sebebi ile bir süreliğine rapor alır. İlaçların yardımıyla ayağa kalkıp tekrar çalışmaya hazırlandığı anda ise işten çıkarıldığını öğrenir. Geçirdiği rahatsızlıktan dolayı artık verimli çalışamayacağına karar veren şefi ve piyasadaki firmalarla rekabet edebilmek için maliyetleri düşürmek isteyen patronu, diğer çalışanları bir seçim yapmaya zorlamıştır. Onlardan yıllık primlerinin ödenmesi ya da Sandra’nın işine devam etmesi yönünde oy kullanmalarını istemişlerdir. Primlerine karşılık arkadaşlarının işinden olması konusunda tereddüt eden çalışanları, şefleri, “bir kişinin her durumda işten çıkarılacağı” yalanını söyleyerek cesaretlendirmiştir. Sandra, işyerinden arkadaşı Juliette’in de desteğiyle, patrondan, oylamanın pazartesi tekrarlanması için izin alır. Çalışma arkadaşlarıyla görüşüp, onları primlerinden vazgeçerek, işine devam etmesi yönünde oy kullanmaya ikna etmek için iki günü vardır.
 
KAPILARI ÇALAN BENİM
 
Sandra işten atıldığını öğrendiğinde gerilemekte olan rahatsızlığı yeniden nükseder. O yataklara gömülüp vazgeçmek istiyorken eşi Manu, onu ‘güçlü olup, mücadele etmesi’ için zorlar. İnsanların içinde, arkadaşlarının arasında olması gereken, depresyonla mücadele ettiği bir dönemde -ki rahatsızlığının sebebine değinilmese de yıllarca süre giden rutin iş yaşamının, borç ve sorumlulukların insanı manen yıktığını hepimiz biliyoruz- eskisi gibi çalışamayacağı şüphesi ile işten çıkarılmış ve bu, ortada haklı bir gerekçe olmadığı için, iş arkadaşlarının aleyhine verdiği oylarla yapılmıştır.
Bu, bir tanıdığımızın, iş arkadaşımızın çoktan yaşadığı veya bir gün hepimizin başına gelebilecek olan bir hikaye. Hangimiz, beyazyakalı veya işçi olalım, çalışanların her an vazgeçilebilir hale getirildiği, performansa göre değerlendirildiği bu sistemde, yetersiz, başarısız hissettirilip, yalnız bırakılmadık ve bu yüzden kendimize güvenimizi kaybetmedik ki?
DİRENMENİN COŞKUSU 
Sandra’nın, bu haftasonu boyunca, konuşmak için gittiği kimi iş arkadaşlarının gösterdiği düşmanca veya duyarsız tavır karşısında cesaretini yitirip, hatta intihara sürüklendiğini; vicdanlarını rahatsız eden bu eylemi geriye çevirme şansları olduğunu öğrenince sevinen ve ona yardım eden arkadaşlarının desteğiyle ise yeniden umutlanıp, güçlendiğini görürüz. Öyle ki filmin sonunda oldukça destek topladığında, patronunun kadrolu olmayan bir işçinin sözleşmesini yenilemeyerek onu işe geri alma teklifini reddedecektir. Onun fabrikadan çıkıp eşiyle telefonda konuştuğu sahnede, işine geri dönemese de ‘iyi olduğunu’ gördüğümüzde, insanı gerçekten bunalıma sürükleyenin, ödemesi gereken kredileri varken işini kaybetmekten çok, dayanışmadan ve arkadaşlıktan yoksun, yalnız bırakılmak, dahası insanca olmayan tercihler yapmak zorunda bırakılmak olduğunu anlarız.

Dardenne’lerin benzer temalı 1999 yapımı Rosetta filminin gri atmosferinin aksine İki Gün, Bir Gece güneşli ve sevimli denebilecek bir banliyöde geçiyor. Buna rağmen sıcakta halsiz ve güvensiz bir halde kendini kapı kapı sürükleyen, boğazı kuruyan, üst üste ilaç yutan Sandra’nın sıkıntısını ve bunalımını iliklerimize kadar hissediyoruz. Kamera onun düşük omuzlarının arkasından  mücadelesini takip ederken, biz direndikçe ve dayanışma içinde oldukça gözlerine yeniden ışık dolan ve kendine güveni gelen bir kadını izliyoruz. Bu arada filmdeki performansı ile 2015 Akademi Ödülleri’ne ‘En İyi Kadın Oyuncu’ dalında aday gösterilen Marion Cotillard’ın inanılmaz etkileyici oyunculuğu, vücut dili ve mimiklerine şapka çıkarmak gerekiyor.

Rosetta’da yönetmenler bu kez, Belçika’da kendine ‘normal bir iş bulup, sıradan bir hayata sahip olmayı’ saplantı derecesinde amaç edinmiş İtalyan bir genç kızın yaşamına odaklanır. Ona destek olan iyi yürekli arkadaşı rolünde yine, Dardenne’lerin vazgeçmediği Belçikalı aktör Fabrizio Rongione vardır. Girişimleri hayalkırıklığı ile sonuçlanan genç kız, en sonunda arkadaşını ihbar edip yerine geçerek hayalindeki işe ulaşır. Filmin sonunda, dayanışmayı seçmeyen Rosetta’nın bunun yükünü taşıyamayarak yere yıkıldığını görürüz. İki Gün ve Bir Gece’de ise Sandra, kendisiyle aynı olanı, bir başka işçiyi çiğnemeyerek ayağa kalkar. Hikayeyi bu kez tersine kurgulayan yönetmenler, filmi umut ve inanç aşılayarak kapatırlar.

Benzer biçimde, bir önceki filmleri, Le gamin au vélo – Bisikletli Çocuk’ta da, modern bir masalın peşinden giden yönetmenler, kimsesiz bir çocuğun kendisine bir anne bulmasının hikayesini anlatmışlar, bu zor ve dramatik öyküyü idealist bir şekilde ele alıp, içimizi karartmayan, aksine umut veren bir film yapmışlardı.

Dardenne’ler bu zarif filmle az sözle çok şey anlatıyor, tükenmeyen idealizmleri ile, yaşamanın coşkusunun direnmekte ve dayanışmakta olduğunu ustaca hatırlatıyorlar. İki Gün, Bir Gece, 2014’ün mutlaka görülmesi gereken filmlerinden.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s