Inside Llewyn Davis – Sen Şarkılarını Söyle

llewyn-davis

Inside Llewyn Davis/104 dk / Dram-Müzik / Renkli /2013-ABD

Yönetmen: Ethan Coen, Joel Coen
Senaryo: Ethan Coen, Joel Coen
Oyuncular: Oscar Isaac (Llewyn Davis), Carey Mulligan (Jane), Justin Timberlake (Jim), John Goodman (Roland Turner), Garrett Hedlund (Johny Five)

Bu yazı filmin sürprizlerini ele vermektedir.
 
Bir Kaybediş Hikayesi
 
2013 Cannes Film Festivali’nden Juri Büyük Ödülü ile dönen son filmlerinde Coen Kardeşler, alışıldığı üzere yine bir kaybeden hikayesi ile karşımıza çıkıyorlar. Llewyn’in hikayesi ne Lebowski’ninki kadar komik ne de Fargo’nunki kadar ciddi. Bu kez sahnede 1961’in soğuk kışının Greenwich kasabası ve onun folk müzik camiası var. Coen kardeşler işte bu soğuk New York kışında, Bob Dylan’ın ilk albümünü çıkarmasından sadece bir kaç ay önce, solo kariyerinde başarıyı kovalayan ama bir türlü yakalayamayan müzisyen Llewyn Davis’i ve bir şekilde kucağında buluverdiği kedi Ulysees’i takip ediyor.
 
Llewyn Davis, folk müzikte çok iyi olduğuna ve başarıyı hakettiğine sonuna kadar inanmasına rağmen talih bir türlü yüzüne gülmemektedir. Kibirli ve yetenekli olmasına, işini de gayet ciddiye almasına rağmen her şeyi eline yüzüne bulaştırıp, kendine gerçek bir yola sokamadan yaprak misali oradan oraya savrulmakta ve bu esnada sağını solunu da kırıp dökmektedir. Peşine takılan bir kediye bile göz kulak olamayacak denli başının çaresine bakamayan biridir. Hayalindeki müzik kariyerini elde etmek için önüne çıkan şansları değerlendirirken yaşadığı hayal kırıklıklarından bıkıp denizciliğe geri dönmeye karar verdiğinde dahi bunu başaramaz, -başarısızlık onun için adeta bir alınyazısıdır.
 
Kaybetmenin (ya da asla kazanmamanın) Coşkusu
 
Coenler, Amerikan sinemasında görmeye alışkın olduğumuz tarzda “kaybeden” karakterleri anlatmıyorlar.  Onların anlattığı, Hollywood’un, içindeki cevher çevrelerindeki insanların kötülüğü, aptallığı veya kendi özgüvensizlikleri yüzünden fark edilmemiş ama günün sonunda herkesten iyi olduğunu göstererek en güzel kadını da elde edecek olan veya toplum yüzünden kaybetmiş “kaybedenleri” değil. 
 
Onlar kendilerine has mizahi ve absürt üslupları ile, yaşadıkları talihsizliklerde sorumlulukları olan kaybedenleri anlatıyorlar, böylece iğneyi o kaybedenlere, çuvaldızı topluma batırabiliyoruz. Anlattıkları o kadar kaçınılmaz bir kader gibi karşımıza çıkıyor ki, kahramanların bundan gizli bir keyif veya tatmin de aldıklarını düşündürüyor. Filmlerindeki kaybetmenin bu lirik anlatımı, onu mutlaka kurtulunması gereken bir illet olmaktan ziyade “cool” bir tarz olarak da işliyor zihinlere. 
 
Otobanda Kayıp Ruhlar
 
Llewyn’i izlerken, kaybettikçe mi yabancılaşıyor yoksa yabancılaştıkça mı kaybediyor karıştırıyoruz. Ne girmeye çalıştığı müzik camiasıyla ne de bürokratik otorite ile yıldızı barışıyor. Onu bir yanlışlıklar komedyasının içinde sakince takip ediyoruz. Ta ki, doğru zamanda doğru yerde olamayıp asla da doğru cümleleri sarf edemezken, yol nereye götürürse şiarıyla kendini Chicago’ya giden bir arabaya atana değin.
 
Filmin atmosferi bu yolculukla değişiyor. Hollywood otoban hikayelerinin en iyi örneklerinden biri olan bu “tek başına ayrı bir film çıkardı” dedirten sekans sırasında Amerikan toplumunun “kayıp” ve “kaybetmiş” ruh halini iliklerimize kadar hissetmenin yanı sıra Llewyn’in yolu nereye çıkacak diye de gerim gerim gerilmekten kendimizi alamıyoruz. Bitmek bilmez boş otobanların üzerine yağan kar, uyuklayarak sürülen otomobil, mola verilen boş ve acayip restoranlar, tuvalette vurulan şırıngalar ve içilen sigaralar hepsi gerilim dolu bir amerikan ruhunu yansıtıyor. 
 
Onaylanmama
Bir kaybediş klasiği olarak küçük bir sosyal çevre dışında (ki ondan da sık sık azar işitiyordur) onay alamayan Llewyn’in en sonunda müzik yapımcısı Bud Grossman’a birşeyler çaldığı sahnede biz ne kadar müziğine hayran kalsak da o onayı alamayacağına emin gibiyiz. Grossman ona “insanlarla bağ kurmakta başarısız olduğunu” ima edecek ve burnuna para kokusu gelmediğini söyleyecektir. 
 
Elveda
 
Son sahnede ağzı yüzü kanlar içindeki Llewyn’in, “biz bu bataklıktan gidiyoruz, burası senin olsun” deyip, arabasına binerek uzaklaşan şapkalı adama “elveda” demesi, hep olacağı yerde kalacağını kabullenişi gibidir.
 
Folk müzikle aranız iyiyse ve Coen kardeşleri seviyorsanız bu filmi kaçırmayın. 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s