Sen Aydınlatırsın Geceyi

iha_20130415_292883

Sen Aydınlatırsın Geceyi /107 dk / 2013/ Dram-Fantastik-Romantik / Siyah-Beyaz
Yönetmen: Onur Ünlü
Senaryo: Onur Ünlü
Oyuncular: Derya Alabora (Vildan), Ali Atay (Cemal) , Tansu Biçer (Samet) , Cengiz Bozkurt (Nazım), Asil Büyüközçelik (Süleyman) , Demet Evgar (Yasemin) , Ercan Kesal (İrfan) , Serkan Keskin (Dündar) , Ezgi Mola
IMDB Puanı: 8/10
Benim Puanım: 6,5/10
Bu yazı filmin sürprizlerini ele vermektedir.
2011’den beri devam eden ve henüz sona eren Leyla ile Mecnun dizisiyle aynı ekibin elinden çıkan filmde, dizideki rolleri ile aklımıza kazınan oyuncular da yer alıyor. Film, dizi ile kimi absürd durum ve anlatım tarzlarında ortaklaşsa da, dizideki atmosferin aksine depresif bir umutsuzluk havasına sahip. Siyah beyaz film tercihi de bu atmosferi destekler nitelikte.
Yönetmenin, bir önceki filmi olan, Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi’nden tanıdığımız absürd fantastik öğeleri barındıran bu ikinci dram filmi, tabiri caiz ise hayatta ‘ters köşe’ olmayı, seyirciyi ters köşe yaparak anlatan bir yapım.
Umutsuz Süper Kahramanlar
Sen Aydınlatırsın Geceyi filminin kahramanlarının da tıpkı Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi’nin karakterleri gibi üstün güçleri vardır. Cemal (kalın a ile) duvarların içinden geçebiliyor, duvarların ardını görebiliyordur.  Bir diğeri vurulsa da ölmüyordur. Bir başkası ellerini çırparak zamanı durdurabiliyordur. Ama bu süper kahraman özellikleri onların hayatını kolaylaştırmak şöyle dursun adeta başlarını belaya sokmakta ve yine hayatla baş etmekte sıradan bir insandan farksız biçimde çaresiz kalmaktadırlar. Bu ‘doğa üstü güçlerini’ filmin bütününlüğünde belli bir yere koymak hayli güç.  Keza birinin eliyle ateş etmek gibi bir özelliği varken diğerininki ‘kan ağlamak’ olabiliyor. Yani birininki süper kahraman özelliği iken diğeri sadece bir deyimi absürd biçimde kullanmaktan öteye geçmiyor. (Başımıza taş yağacak deyimi gibi) Dolayısı ile bu doğa üstü özellikler yönetmenin ifade ettiği gibi ‘süper kahraman da olsan hayatla başetmekte çaresizsin’i vermek mi yoksa fantastik bir absrürdlük arayışı mı emin olamıyoruz. Kuşkusuz film kendi kendini bu sorudaki kadar ciddiye almıyor. Ancak, nasıl süper kahraman olmak kar etmiyor ise, hayatı ciddiye almamak da çekilen acıları azaltmıyor. Aynı şekilde filmdeki absürd ve komik öğeler hikayenin ağırlığını hiç de hafifletmiyor. Nasıl hayattaki herşeyin bir anlamı ve nedeni yoksa, Onur Ünlü’nün filmlerinde de yok.
Başkahraman Cemal, küçük bir kasabada futbol hakemliği yapan ve babasının berber dükkanında çalışan sıradan biridir. Yaşanan aile trajedisinin sebep olduğu ağır bir travma yüzünden bunalımdadır ve bu travma onu hayatın anlamını sorgulamaya iter. Varoluşsal problemleri elbette içinde olduğu çevre tarafından çok fazla anlaşılmamakla beraber ciddiye de alınmıyordur. Onur Ünlü’nün ifadesi ile Cemal’in derdi kendini aşıyordur. Cemal’i çoğumuzun Mecnun olarak tanıdığı Ali Atay büyük bir başarıyla oynamış. Yaşanan trajedinin büyüklüğünü öğrenmemiş olsaydık da, onun dalıp gitmelerinden, saati arayışından, avlanamayışından, içinin ne kadar yaralı olduğunu yine anlardık.
Taşrada bunalmak
‘Taşrada bunalmak’ konusu Türk filmlerinin senaryolarını hayli meşgul etti bir dönem hala da etmekte. Bu bunaltı Sen Aydınlatırsın Geceyi’de sıradışı bir klişe olarak yer alıyor. Filmin daha başında babası tarafından, gidip dükkanı açması ve ‘conta’ bulması tembihlenen Cemal’in boş bakışları ve duvarların içinden geçse de anahtarını cebine koymayı ihmal etmeyişinden, dükkanı açıp sandalyeyi dışarı koyuşuna kadarki zamanda bu sıradan sıkıcılıktan boğulacak gibi oluyoruz. Sonra hiç beklenmedik bir anda filmin ilk ters köşesi geliyor, Cemal içeri geçip usturası ile bileklerini kesiyor ve gelip yine dükkanın önündeki sandalyesine oturuyor. Para bozdurmak isteyen esnafa bile kanlı elleriyle bozuk arayacak kadar rutinini bozmadan ölümü bekleyen, bayılana kadar hayatını sürükleyen gerçek bir taşra bunalanı oluyor.
Bir diğer bunalan ise Cemal’i kaldırıldığı hastanede ziyaret eden doktor İrfan’dır. ‘Konuşarak aşacağız, birlikte aşacağız’ der ona. Tabii konuşarak aşılamayacak durumlar vardır, Dertler boyu aştığında Cemal’in deyimiyle ‘Shakespeare de kurtaramaz bizi konuşmak da’. Doktor İrfan da ‘konuşulan’ bir sahnede ‘taşraya nasıl sürüldüğü’nün öyküsünü anlatacaktır. Derman olmasını beklediğimiz doktorun kendi bunalımı su yüzüne çıktıktan hemen sonra, bu görmüş geçirmiş beyefendinin hiç de göründüğü gibi olmadığını keşfetmeye geliyor sıra, yine ters köşe oluyoruz.
Bu taşra bunalımları sıradışı çünkü başka filmlerdenalışık olduğumuz ‘hayalleri taşrayı aştığı için bunalan taşralı’dan ziyade, ‘kendi iç dünyasından, geçmişinden kaçacak yeri olmadığı’ için bunalan, ‘varoluşsal sorunları anlaşılmayan’ karakterler görüyoruz.
Bu bunalma anlarına mola verilen yegane anlar, Cemal’in motorunun üstünde yol aldığı anlardır. Bunlar filmin tek müzikli sahneleridir ve aynı şarkıyı duyarız (Caramel filminden bildiğimiz -Mreyte Ya Mreyte). Şarkının filme ve sahnelere çok yakıştığı bir gerçek ama keşke böyle orjinal bir filmin kendine ait bir soundtracki olsaydı diye de düşünmeden edemiyoruz. Bu sahnelerde slow motiona geçen filmde Cemal hayatından uzağa yol kateder, hiç yaşanma ihtimali görünmeyen maceralara doğru yol alıyor gibidir ve çevresinde ne yapması gerektiğini söyleyen kimse yoktur. Bu kendi kendiyle olma dinginliği aşkla sekteye uğrayacaktır.
Aşkın her halini (birlikte uçmak, gülme krizine girmek, beraber saçmalamak vs) tek bir sahnede müthiş başarıyla anlatan filmde üstüne üstlük delicesine gülerken aynı anda mideniz bulanıyor -tıpkı aşık olunca olduğu gibi.
Erkeklerin Dünyasında Kadınlara Yer Yok
Tıpkı Leyla ile Mecnun, Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi’nde olduğu gibi bu filmde de anlatılan, ekibin ruhuna uygun biçimde erkeklik halleri üzerine, bir ‘erkeklik’ hikayesi. Bu hikayede yine kadınlara yer yok, kadınlar Onur Ünlü’nün filmlerinde, ‘baştan çıkaran’, ‘kandıran’, ‘kurban görünümlü katil’ kadın imajlarından öteye ya da beriye geçemiyorlar. Bu halleriyle ‘kadınları üzen, onları suistimal eden’ erkekler, ‘kazanmış’ erkekler iken, bunaldıkları hayatlarından bir kadına tutunarak çıkmak isteyen ‘inanan’, ‘değer veren’ ve ‘seven’ erkekler ise düpedüz kaybeden (amerikanvari deyiş ile looser) oluyorlar. Kadınlar ise sosyal koşullar nedeni ile sıkıştırıldıkları hayatlarından ‘dişiliklerini’ kullanarak kurtulmaya, yırtmaya çalışan katil ama aslında kurban karakterler oluyorlar. Bir diğer alternatif ise vefakar anne rolleri.
Herşeyiyle çok orjinal bir üslubu ve hikaye anlatışı olan yönetmenin, yanı sıra anlattığı hikayeler de sıradışı. Bu kadar ezber bozan işlere bu demode kadın algısı hiç mi hiç yakışmıyor, umarız bir sonraki filmde daha güçlü kadın karakterler görürüz ve bir de bu şekilde şaşırırz.
Son Ütücü Gerekmeyen Film
Filme son yazmanın hiç de kolay birşey olmadığı muhakkak. Fellini filme son yazmak yerine para bittiğinde ‘tamam kes bitirdik’ dermiş, yani nereye kadar giderse.. Sen Aydınlatırsın Geceyi, özellikle Türkiye yapımı filmlerde  nadir görülen, ‘son ütücü gerekmeyen’, filmin adım adım finale doğru yürüdüğü güzel planlanmış bir senaryoya sahip. Bu haliyle övgüyü hakediyor. Cemal’in elinde kesik kollarla, havada asılı kalan sevdiğine bakakaldığı ve ona asla ulaşamayacak olduğu, zamanın durduğu ıssız evrende yapayalnız kaldığı final kolay kolay zihinlerden çıkacak bir son değil.
Biraz kafanız karışsın, biraz da farklı bir şeyler izleyeyim istiyorsanız, Sen Aydınlatırsın Geceyi tam size göre.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s